Evrimcilerin “Uzaydan Geldik” Masalı

Bugün canlılığın evrim teorisinin iddia ettiği gibi bir “tesadüf ürünü” olamayacağı, matematiksel hesaplar, bilimsel deneylerle, gözlemlerle ve yeryüzü katmalanlarından çıkan 450 milyon fosil ile ispatlandı. Yüz milyonlarca yıldır canlılık hiç değişmemişti. Yani evrim yoktu.

Canlılığın “Yaratılmış” olduğunun anlaşılmasıyla, bazı bilim adamları canlılığın kökenini uzayda aramaya başladılar. Fred Hoyle ve Chandra Wicramasinghe bu iddiayı ortaya atan bilim adamları arasında en tanınmışlarıdır. Bu iki bilim adamı birlikte kurguladıkları bir senaryoda, uzayda canlılık için “tohumlama” yapan bir güç olduğunu ileri sürmüşlerdir. Hoyle-Wicramasinghe’nin senaryosuna göre bu tohumlar uzay boşluğunda yer alan gaz veya toz bulutları veya bir göktaşı ile taşınarak yeryüzüne ulaşmış ve burada hayatı başlatmış olmalıdırlar.

DNA’nın varlığını ilk farkeden Francis Crick de yaşamın kaynağını uzayda arayan bilim adamlarındandır. Crick canlılığın yeryüzünde tesadüflerle başlamasının akıl dışı bir düşünce olduğunu fark etmiş, fakat bu sefer de yeryüzündeki canlılığın “dünya dışı” akıllı varlıklar tarafından başlatılmış olduğunu iddia etmiştir.

Bilimsel hiçbir bulgu yok, sadece hayal ürünü

Uzay boşluğunda yer alan gaz ve toz bulutlarıyla Dünya’ya ulaşan meteorlarda, yaşamın uzayda tohumlama yapan dünya dışı varlıklar tarafından başlatıldığı iddiasını destekleyecek veya doğrulayacak hiçbir bulguya rastlanmamıştır. Bu konuda bugüne kadar yapılan tüm araştırmaların ortaya koyduğu gerçek bu cisimlerde bazı çok basit organik maddeler dışında canlılıkta yer alan herhangi bir kompleks molekülün saptanmadığıdır. Bu cisimlerde saptanan organik maddeler canlılık açısından hiçbir şey ifade etmezler.

Bu maddeler canlıları oluşturan moleküllerde bulunan asimetriye de sahip değillerdir. Örneğin canlıların temel yapı taşı olan proteinleri oluşturan aminoasitler teorik olarak, sağ elli veya sol elli olarak ikiye ayrılırlar. Ancak proteinlerin yapısında sadece sol elli aminoasitler yer alır. Meteorlarda rastlanan basit organik moleküllerde (canlıların yapısında rastlanan kimyasal moleküller) ise bu şekilde düzenli bir dağılım değil, tam bir karmaşa vardır. (Massimo Pigliucci, Rationalists of East Tennessee Book Club Discussion, Ekim 1997)

Uzayda yer alan cisim ve maddelerin yeryüzüne yaşam taşıdıkları tezinin önündeki engeller bunlarla sınırlı değildir. Bu tezi savunanlar böyle bir sürecin bugün niçin yaşanmadığına da açıklama getirebilmelidirler. Çünkü Dünyamız’a yönelik göktaşı bombardımanı bugün de devam etmektedir. Ancak bu cisimlerin araştırılması “tohumlama” tezini doğrulayabilecek bir bulgu ortaya koymamaktadır.

Ayrıca dünya dışında canlı varlıklar olduğu varsayılsa bile bunların kökenine de yaratılış dışında bir açıklama getirmek imkansızdır. Çünkü canlılığın tesadüfen meydana gelmesi gibi bir imkansızlık yeryüzü için olduğu gibi uzay için de geçerlidir. Uzayda insan dışında bir canlı varsa, onları da yine Allah Yaratmıştır.

Uzay’ın Yaratılışı

Modern fizik ve astronomi, evrenimizin bundan 12-15 milyar yıl önce “Big Bang” adı verilen büyük bir patlama ile meydana geldiğini ortaya koymuştur. Evren içinde yer alan her türlü maddesel varlık da bu dönem içinde ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla Dünyamız’daki canlılığın kökenini evrendeki diğer bir madde kökenli canlılıkta arayan bir düşünce, uzayda var olduğunu iddia ettiği o canlılığın nasıl meydana geldiğini de açıklamak zorunda kalır. Çünkü Allah tüm evreni Big Bang’i vesile ederek yaratmıştır.

Görüldüğü gibi “uzaydan gelme” tezi evrim teorisini destekleyen değil, tam aksine evrimin imkansızlığını ortaya koyan ve canlılık için bilinçli bir yaratılıştan yani Allah’ın Yaratmasından başka bir açıklama olamayacağını kabul eden bir görüştür.

Dünyadaki canlılığın kaynağının “uzaylılar” gibi bir kavram olamayacağı ortadadır. Bir an için uzaylılar diye birilerinin olduğunu farz etsek dahi bunların kendilerinin de tesadüfen ortaya çıkamayacakları, ancak bilinçli bir şekilde yaratılmış olmaları gerektiği açıktır. (Çünkü fizik ve kimya kuralları evrenin her yerinde aynıdır ve bu kurallar, canlılığın “tesadüfen” oluşmasını imkansız kılmaktadır.) Bu da uzayı, evreni ve bunların içindeki her türlü varlığı, herşeyin ötesinde, hiçbir şeye tabi olmayan, maddeden ve zamandan bağımsız, üstün ilim, kudret ve akıl sahibi olan Allah’ın Yarattığını gösterir.

 

Bir Cevap Yazın