Laiklik, Eski Yunan veya Romalılar’dan değil, Hak Dinlerden Öğrenilmiş Bir Yönetim Şeklidir

Rabbimiz tüm hak dinlerde aslında aynı emir ve yasakları bildirmiş ve Hz. İbrahim (a.s.)’dan bu yana iman edenlerin tümünü Müslümanlar olarak adlandırmıştır. Dolayısı ile tüm hak dinler içinde tahrif olmadan günümüze kadar ulaşmış olan İslam dini laikliğin de temelidir.

“Allah adına gerektiği gibi gayret edin. O, sizleri seçmiş ve din konusunda size bir güçlük yüklememiştir, atanız İbrahim’in dini(nde olduğu gibi). O (Allah) bundan daha önce de, bunda (Kur’an’da) da sizi “Müslümanlar” olarak isimlendirdi; elçi sizin üzerinize şahid olsun, siz de insanlar üzerine şahidler olasınız diye. Artık dosdoğru namazı kılın, zekatı verin ve Allah’a sarılın, sizin Mevlanız O’dur. İşte, ne güzel Mevla ve ne güzel yardımcı.”  (Hac Suresi, 78)

Kuran’da Laiklik Tarif Edilir

Laiklik, demokrasi, cumhuriyet kavramları İslam dininin özünde vardır ve Kuran’ın tümüne hakimdir. Çünkü İslam dini fikir ve inanç özgürlüğüne dayanır ve başka dinlere mensup kişilere, hatta inançsız olanlara bile özgürlük tanır. İslam dininin temeli olan şefkat, merhamet ve özgürlük anlayışı laiklik ve cumhuriyetin de temelidir.

Bir insanın İslam’ı din olarak benimsemesi tamamen kendi özgür iradesine bağlıdır. İslam’ı kabul ettikten sonra da, Kuran’da emredilen ibadetleri uygulaması ya da harama girmemesi, tamamen şahsın kendi vicdanıyla ilgilidir. Elbette Müslümanlar, birbirlerini Kuran’da anlatılan ahlaki vasıfların uygulanması için uyarabilir, teşvik edebilirler. Ama bu konuda asla bir zorlama yapılamaz, kişi baskı yoluyla din ahlakını yaşamaya yönlendirilemez. Bu gerçek Kuran’da şöyle bildirilir:

“Dinde zorlama (ve baskı) yoktur. Şüphesiz, doğruluk (rüşd) sapıklıktan apaçık ayrılmıştır. Artık kim tağutu tanımayıp Allah’a inanırsa, o, sapasağlam bir kulba yapışmıştır; bunun kopması yoktur. Allah, işitendir, bilendir.” (Bakara Suresi, 256)

Laik anlayışta inançlı insanlar da, dinsiz insanlar da, farklı dinlere mensup kişiler de, yaşadıkları ülkenin vatandaşıdırlar ve ayrım yapılmadan herkes tüm hak ve özgürlüklere sahip birinci sınıf insandır. Ayette kişilerin inanç özgürlüğü şöyle vurgulanır:

“Sizin dininiz size, benim dinim bana.” (Kafirun Suresi, 6)

Laiklik Müslüman İçin Çok

Büyük Bir Konfordur

Laiklik, Müslümanlar, Hristiyanlar, Museviler ve hatta ateistler için de bir konfordur. Her insan başkasının kişisel hak ve özgürlüklerine saygılı olmalıdır. Bu ise ancak laiklik içinde muhafaza edilebilir. Bu nedenle laiklik herkes için bir lüks ve gereksinimdir.

Laik Sistem Mutlaka

Gereklidir

Bazı kişiler laikliğin, İslam ahlakının ve farklı din anlayışlarının yaşanmasına vesile olduğunu anlayamamaktadırlar. Oysa laik ortam olmazsa samimiyetsiz kişiler, münafıklar, yobazlar, türlü taktikler ve eylemlerle ortaya çıkarlardı. Bu insanlara ancak İslam dini ile ilgisi olmayan yobazlığa ve yobaz zihniyete yine laikliğin oluşturduğu güven ortamının vesilesiyle karşı durabilecektir.

Dünyaya demokrasiyi, insan haklarını, nezaketi, estetiği, güzelliği, hürriyeti, yine İslamiyet’in özündeki laiklik sistemi getirecektir.

Atatürk ve Laiklik

Laiklik, hem vicdan özgürlüğü gibi temel bir insani değere hizmet ettiği, hem de bu değere büyük önem veren İslam diniyle uyum sağladığı için, her Türk vatandaşının benimsemesi ve savunması gereken bir ilkedir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, laiklik ilkesini şöyle açıklamıştır:

“Din, bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz de dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye */karşı değiliz. Biz sadece din işlerini, devlet ve millet işleri ile karıştırmamaya çalışıyoruz. Kasta ve eyleme dayanan tutucu hareketlerden sakınıyoruz.” (Dr. Utkan Kocatürk, Atatürk’ün Fikir ve Düşünceleri, Ankara, 1971 Ahmet Gürtaş, s. 34)

“Türkiye Cumhuriyeti’nde her ergin kişi dinini seçmekte hür olduğu gibi, bir dinin töreni de serbesttir. Yani, ibadet hürriyetine dokunulamaz. Tabiatıyla ibadetler, asayiş ve genel ahlak kurallarına karşıt olamaz; politik nümayiş şeklinde yapılamaz. Türkiye Cumhuriyeti’nde herkes Allah’a istediği gibi ibadet eder. Hiç kimseye dini fikirlerinden dolayı bir şey yapılamaz…” (Afet İnan, Medeni Bilgiler, s. 470 Rönesans, Kasım 1990, s. 23)

Atatürk’ün bu açıklamalarından da anlaşılacağı gibi laiklik din özgürlüğünü savunur. Bunun aksini savunan bazı art niyetli kişilere en güzel cevabı yine Atatürk vermiştir:

“Laik hükümet kavramından dinsizlik manası çıkarmaya çalışan fesatçılara fırsat vermeyiniz.” (Osman Pazarlı, Sosyoloji, Lise III, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1979)

Bir Fransız gazeteciyle yaptığı ropörtajda, ‘inkılapların dine karşı nasıl bir tutum içerisinde olduğu’ sorusuna da, Atatürk şu cevabı vermiştir:

“Siyasetimizi, dine aykırı olmak şöyle dursun, din bakımından eksik bile hissediyoruz.” (Maurice Perno’yla ropörtaj, Akşam, 11 Şubat 1924 Cumhuriyet Gazetesi eki, Atatürk’le Konuşmalar, s. 111, Nisan 2000)

Atatürk’ün söz konusu laiklik tarifi, İslam’ın ruhuna ve amacına tamamen uygundur. Kuran-ı Kerim’de, bir kimsenin din ahlakına göre yaşamasının kendi kararına bağlı olduğu, dini kabul etmezse bunun için kendisine zorlama yapılamayacağı bildirilmiştir:

“Biz sana bu Kur’an’ı güçlük çekmen için indirmedik, ‘İçi titreyerek korku duyanlara’ ancak öğütle-hatırlatma (olsun diye indirdik).”  (Taha Suresi, 2-3)

Bir Cevap Yazın